Reenkarnasyon, bir insanın ölümünün üzerinden bir süre geçtikten sonra fiziksel dünyada yeni bir bedende tekrar doğması, başka bir ifadeyle, insanın öldükten bir süre sonra başka bir insan olarak tekrar dünyaya gelmesi şeklinde açıklanabilir.
Bu olay -ritmik bir tinsel döngü içinde- tekrarlanmaktadır ve insanın ne zaman reenkarne olacağı Tinsel Dünya Varlıkları tarafından ayarlayıp yönlendirilmektedir.
Reenkarnasyona dair bilgiler zamanımızda çeşitli spiritüel kaynaklarda açıklanmaktadır. Ancak, reenkarnasyon diye bir olgunun var olup olmadığı, buna inananlar ve inanmayanlar tarafından halen tartışılmaktadır.
Kur-an’ı Kerim'de reenkarnasyona dair bilgilerin var olup olmadığı da bu tartışmanın bir parçasıdır.
Kur-an’da reenkarnasyon olup olmadığı tartışmasını tarafsız bir biçimde ele alabilmek ve sağlıklı bir sonuca varabilmek için, başka spiritüel kaynaklara başvurmadan sadece Kur-an'daki ayetler referans alınarak bu konu Kur’an açısından incelenmelidir. Bunu yaparken de düşünce, akıl ve mantık gücümüzü kullanmalıyız. Çünkü Kur-an'daki birçok ayet insanın ‘düşünmesi ve aklını kullanması’ gerektiğini özellikle vurgulamaktadır.
Bazılarımız Kur-an'da reenkarnasyona değinilmediğini, bu olguyu açıklayan belirgin bir bilgiye rastlanmadığını öne sürmekte ve ayetleri de bu doğrultuda yorumlamaktadırlar.
Ancak Kur-an'ı Kerim’i derinlemesine incelediğimizde, pek çok sure ve ayette reenkarnasyona işaret edildiğini ve de oldukça belirgin bilgiler verildiğini görebiliriz. Bunlar özellikle bir gizem oluşturmak için zor anlaşılacak şekilde sunulmuş bilgiler değildir. İnsanın yeniden bedenlenmesi/dirilişi ve nedenleri, benzetmeler, örnekler ve çeşitli açılardan yapılan açıklamalarla, o zamanların insanının anlayabileceği ifadeler kullanılarak anlatılmak istenmiştir. Aslında sabırlı ve dikkatli bir incelemeyle zamanımız insanı da Kur-an’daki reenkarnasyonun farkına varabilir.
Ayetlerde, “yeniden bedenlenme vardır” veya "insanlar reenkarne olur" gibi doğrudan sözler kullanılarak reenkarnasyona doğrudan değinilememesinin bazı nedenleri vardır.
Reenkarnasyon ve benzeri önemli tinsel bilgilerin Tanrısal Âlem tarafından insanlığa dünya evriminin her döneminde en açık bir biçimde verilmesi söz konusu değildi. Çünkü insanlığın o zamanlardaki algılama kapasitesi henüz her tür tinsel kaynaklı bilgiyi kavrayıp özümseyebilecek seviyede değildi. Evrimin akış süreci içinde İnsanlığın tinsel bilgileri anlama yeteneği daima belli bir yere kadardı, yanı kısıtlıydı.
Örneğin Tevrat’ta reenkarnasyona değinildiğine dair bir bilgi göremeyiz. Çünkü Tevrat döneminin insanları o sıralarda bizlerden farklı bir evrilme sürecinden geçmekteydiler ve ruhsal olarak çok farklı bir konumdaydılar. İçinde bulundukları özel süreç boyunca bazı ‘eski tinsel yeteneklerini kaybetmeleri ve ‘düşünce, akıl ve mantık gibi yeni yetenekleri degeliştirmeleri’ gerekiyordu. Bu bakımdan sözü geçen aşamada o zamanların insanlarının reenkarnasyonun varlığından haberdar olmaları henüz gerekli değildi.
Hz. İsa zamanlarında da insanlar reenkarnasyon ve ölümden sonra hayat kavramlarını anlamakta ve kabullenmekte güçlük çekiyorlardı. Ferisiler, insanın ölümden sonra tekrar dirileceğine inanıyor fakat Sadukiler kesinlikle inanmıyordu. İncil’de, reenkarnasyona doğrudan değinilmemekle birlikte insanın tekrar dirildiği (ve aslında hep diri olduğu) açıkça anlatılmıştır. Matta – 22. Bölümde ‘Ölümden sonra diriliş olmadığını’ söyleyen Sadukiler Hz. İsa’ya bu konuda soru sorarlar. Hz. İsa şu yanıtı verir: “Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Tanrı’nın size bildirdiği şu sözü okumadınız mı? “Ben İbrahim’in Tanrı’sı, İshak’ın Tanrı’sı ve Yakub’un Tanrı’sıyım” diyor. Tanrı ölülerin değil, yaşayanların Tanrı’sıdır. Bunu işiten halk, O’nun öğretişine şaşıp kaldı.
Bu sözlerle Hz. İsa, Tevrat’ta adları geçen ve çoktan ölmüş oldukları zannedilen bu peygamberlerin aslında halen canlı olduklarını ve -o kişiler olarak- var olmaya devam ettiklerini güçlü sözlerle açıklamıştır.
Bu bakımdan, 7. yüzyılda cahiliye dönemi (karanlık dönem) yaşarken, birdenbire ayetlerle gelen, evvelce hiç bilmedikleri bilgilerle karşılaşan Arapların da o sıralardaki bilinç durumunu ve ruhsal hallerini göz önünde bulundurmakta fayda vardır.
Reenkarnasyon gibi bir bilgi o zamanların Arapları için de kavraması oldukça zor bir bilgiydi. Bundan dolayı Kur-an’daki reenkarnasyona dair bilgiler, insanların daha ilerde bunları kavramaya hazır oldukları zamanlar için her halükarda verilmiş ileriye/geleceğe yönelik bilgilerdi.
7.inci yüzyıla gelinceye kadar Araplar (ve sonradan Kur-an’ın mesajından etkilenen çevrelerindeki halklar) kendi kullandıkları bir deyimle 'cahiliye dönemi' yaşamaktaydılar. Özetlenecek olursa, cahiliye döneminde Araplar, yaratıcı olan tek bir Allah’ın Varlığından henüz haberdar değillerdi, bu yüzden çeşitli putlara tapıyorlardı. Bu putlar aslında yaratan Allah’ı değil, sonradan Kur-an'da açıklanacak olan 'Allah karşıtı', 'Kutsal karşıtı' bazı karanlık tinsel varlıkları (şeytani varlıkları) temsil ediyordu.
Bunun yanı sıra o zamanki Arap toplumunun, hiçbir konuda toplum yaşamının düzenini yönlendirecek ahlaki anlayışları ya da uyguladıkları hukuki kuralları yoktu.
Bu bakımdan o zamanlara geri dönüp baktıklarında dürüstçe, kendilerinin Kur-an gelene kadar bir ‘cahiliye dönemi’ yaşamış olduklarını belirlemeleri çok doğruydu.
Kur-an gelmeden önce Allah’ın Varlığının bilincinde olmayan ve ahlaktan, iyilikten, merhametten, hukuk kurallarından yoksun bir durumda olan bu insanların Kur-an gelir gelmez hemen anlayıp sindirmeleri gereken ilk önemli kavram elbette ki insanın reenkarne olması değil, tek bir Allah’ın Varlığı ve bu yeni bilgiyle bağlantılı olarak verilmiş olan bilgilerdi.
Zamanımızda kültür seviyesi ne olursa olsun insanlar (ateist görüşü benimsememiş olanlar), yaratan bir Allah’ın Varlığına artık yabancı değildirler. Zamanımızda da Allah’a inanmayanlar olmasına rağmen Allah’ın Varlığı konusu, herhangi bir sert tartışmaya veya Hz. Muhammed zamanındaki gibi muharebelere neden olmamaktadır. 7. yüzyılın başlarında ise bu konu, tartışmadan da öte, buna inanan ve inanmayan Araplar arasında geçen ciddi ve uzun savaşlara neden olmuştu.
Kur-an ayetlerini incelediğimizde görebileceğimiz gibi, cahiliye döneminin yaşanmakta olduğu o zamanlarda yeniden bedenlenme fenomeni gibi radikal bir bilginin kavranması gerçekten çok zordu. Zaten Allah’ın Varlığından bile yeni haberdar olmuş olan insanlar, reenkarnasyon gibi oldukça karmaşık bir kavrama karşı doğal olarak baştan önyargılıydılar. O zamanlarda yeniden dirilmeye (reenkarnasyona) karşı çıkanlarla ilgili olarak Kur-an'da şöyle ayetlere rastlayabiliriz:
İsra. 98 -...Çünkü ayetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler: "Biz bir kemik yığını olduktan, un ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı yeni bir yaratılışla dirileceğiz?”
Ra'd. 5 - Eğer şaşıyorsan, esas şaşılacak olan onların (inançsızların) şu sözüdür : "Biztoprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaratılış içinde bulunacağız?” BunlarRablerini inkâr edenlerdir.(*)
(*)Bu ayette, o devirde Hz. Muhammed’e karşı çıkan Araplar muhatap alınmakta ve“toprak olduktan (yani öldükten) sonra yeni bir yaratılış içine girileceğine” dair verilen bilgiye direnip bu gerçeği inkâr edenlerin, Allah’ı da inkâr etmiş olacakları belirtilmektedir.
Müminun. 37 – (inanmayanların sözleri) "Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz."
Nahl. 38 - Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez'' diye Allah’a yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattir, fakat insanların pek çoğu bilmezler.
Nahl. 39 - Diriltecek ki, onlara ihtilafa düştükleri şeyi açık seçik göstersin ve inkâra sapanlar kendilerinin yalancılar olduklarını bilsinler.
Kur-an'da, yukarıdaki ayetlere benzer anlamları yansıtan başka ayetler de vardır. Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi, o sıralarda henüz putlara tapmak gibi tinsel anlamda bir uyku hali içindeyken, bunun yerine Allah’ın Varlığı gerçeğini benimsemek durumuyla karşılaşan birçok insan henüz yeniden diriliş kavramını anlayamamakta ve bu gerçeği sindirmekte zorlanarak itirazlar öne sürmekteydiler.
.
Bu bağlamda, insanlık için gerekli tinsel bilgilerin Tanrı'sal Âlem tarafından insanlığa doğru zamanlamayla, doğru dönemlerde ve belli toplumlar vasıtası ile verilmesinin söz konusu olduğunu belirtmek gerekir.
Tinsel Dünyadan (Tanrısal Âlem) belli zamanlarda insanlığa bir itki (dürtü) olacak biçimde gönderilen çeşitli bilgilerin doğru değerlendirmesini yapabilmek için mümkün olduğu kadar önyargılarımızdan sıyrılmaya çalışmalıyız. Yoksa kendi yarattığımız blokajlar, ihtiyacımız olan bu çok değerli bilgileri özümsememizi engelleyebilir.
Aslında zamanımızda, istese herkesin elinin altında hemen ulaşabileceği olağanüstü derinlikte gizem bilgiler mevcuttur. Ancak, bir insan bu tür bilgileri henüz talep etmiyor ve bunlar o kişiye şimdiki enkarnasyonunda bir anlam ifade etmiyorsa, doğal olarak o kişi için hala gizem bilgiler olarak kalacaktır.
Başlangıç olarak, reenkarnasyon gibi tinsel bilgilerin kişiye bir anlam ifade etmesi, yani anlamının kişinin ruhunda bir etki yaratması gerekir. Bunun yanı sıra kişi, bu bilgilerin kendi evrimi için gerekli olduğunu anlamalı ve bunları ruhunun algılama alanı içine almayı kendi iradesiyle istemelidir.
İnsanın, fiziksel dünyada yaşadığı süreçte, tinsel kaynaklı bir bilginin kendi evrimi için neden ve ne kadar gerekli olduğunu görüp kavrayabilme durumuna gelmesi kolektif olarak değil, her kişinin bireysel olarak ulaşabileceği bir aşamadır. Bundan dolayı reenkarnasyonun, insanın ikna edilmesi gereken bir konu olmadığı belirlenmelidir.
Bu yüzden, güçlü önyargıların etkisinde olan bir insan, sadece kendi anlama kapasitesine (bilincine) uyumlu olarak benimsediği bazı fikir ve kanaatler doğrultusunda, reenkarnasyon gibi yaşamsal değeri olan bir bilginin varlığına “reenkarnasyon yoktur, olamaz, ben inanmıyorum, ben Kur-an'da göremiyorum” şeklinde yüzeysel bir argüman öne sürdüğü zaman kendi önünü tıkadığı gibi, farkında olmadan çevresindeki birçok insanı da yanlış yönde etkileyebilir.
Kuşkusuz, her konuda olduğu gibi insanların, tinsel konularda da düşünmeleri ve kendilerine ait bazı düşünceler oluşturmaları elbette doğaldır ve faydalıdır. Ancak, özellikle tinsel konularda oluşturduğumuz düşünceleri yönlendiren negatif etkenlerin varlığının farkındalığına sahip olmadığımızdan dolayı, inandığımız her düşünceyi kesin ve doğru bir yargı olarak benimsemeden önce, biraz kuşku payı ve esneklik bırakmak daha faydalı olur. Tinsel konulara dair benimsediğimiz düşünce ve inançların gerçekten kendi arınmış düşüncelerimizle mi, yoksa aslında farkında olmadan etkisi altında kaldığımız 'duyu ötesinden kaynaklanan' negatif etkenlerle mi oluştuğundan emin olmalıyız.
Biraz daha esnek bir yaklaşım benimseyerek, reenkarnasyonun varlığı gibi bir konunun önünün, “ben buna inanmıyorum” diye (önyargılı ve yüzeysel bir yaklaşımla) aniden kesilmemesi daha faydalı olur. Çünkü Reenkarnasyonun 'var olması' ya da 'yok olması' bir insan için çok önemlidir ve ruhunun evrilmesiyle ilgili çok şey fark ettirir.
Bu bakımdan, reenkarnasyonun olmadığına dair çok kesin bir yargıya varmadan önce bu konunun objektif bir biçimde derinlemesine incelenmesi gerekir.
Reenkarnasyonun varlığıyla ilgili olarak sadece bireysel sempati ve antipati yüklükişisel kanaatlerimizle bir yargıya varırsak bu konunun hakkı olan ciddiyet ve önemi verememiş oluruz.
Kur-an vasıtasıyla insanlığa sunulmuş olduğu dönemde pek az insanın kavrayabildiği ‘reenkarnasyon gerçeği' zamanımızda, insanın şimdiye kadar geliştirdiği ve yeni geliştirmekte olduğu yetenekleri ile rahatça kavranabilir. (İnsanın geliştirmiş olduğu yetenekleri düşünce, akıl ve mantık, yeni geliştirmekte olduğu yetenek ise bilinçtir.)
Aslında zamanımızda insanlık materyalizmin güçlü etkisi altında kaldığı için reenkarnasyonun olmadığına dair düşünce ve inançlar kolayca benimsenmektedir.
Materyalizmin çağımızda insanı nasıl ve ne yönde etkilediği üzerinde de düşünülmesi ve bu etkinin hesaba katılması gerekir. Hiç farkında olmadan sayısız konuda materyalist görüşleri doğrular olarak benimseyen insan, reenkarnasyon konusunda da bir yargıya varırken, tinsellikten çok uzaklaşıldığını simgeleyen materyalizmin etkisi altında olduğunun farkında değildir.
Reenkarnasyonun var olmadığı tartışmasına giren her insan, reenkarnasyonun varlığının insanın ruhuna kazandıracağı zengin bilgilerden tamamen mahrum kalmamak için objektif bir yaklaşımla şunu söyleyebilmeli: “reenkarnasyonun var veya yok olma olasılığının hiç olmazsa eşit olduğunu görebiliyorum, böyle bir fenomenin nasıl ve neden var olduğunu ve de evrim sürecinde bir görevi olup olmadığını anlamak istiyorum”
Reenkarnasyonun var olabileceğine yüzde ellilik bir doğruluk payı verilmesi bile hiç inanmayanlar için oldukça değerli bir başlangıçtır. Bu esnek yaklaşım, önyargıların katı engeller oluşturması dezavantajını ortadan kaldırabilir. Bu doğrultuda konuyu inceleyelim.
Kur-an ayetlerini reenkarnasyon açısından değerlendirmeye girmeden evvel, yine
Kur-an'da verilen çok önemli bir bilgiye işaret etmeli ve bunu, reenkarnasyona değinen bütün ayetlerin temeline oturtmalıyız. O zaman bu ayetlerden 'yansıyan anlamlar' daha da açıklık kazanır.
Bu bilgi de şöyle:
Bakara suresi, 255. ayette Allah'ın en belirgin özelliklerinden biri belirtilmektedir:
Allah'tan başka ilah yok, Hayy’ dır O, Sürekli diridir...
Ayette “sürekli diridir” sözleriyle, Allah’ın ebedi, hiç ölmez ve hep canlı olduğu açıklanıyor. Ayrıca 'Hayy' kelimesi Esma-ül Hüsna’da da Allah'a ait özelliklerden biri olarak geçer ve Kur’an’da anlamı: ''Sürekli diri Kendisi için ölüm söz konusu edilemeyen'' olarak açıklanır.
Ölümsüzlüğün yani sürekli diri olmanın Allah'a ait özellikler olduğunu kuşkusuz bilmekteyiz. Ancak bunun Kur-an'da özellikle vurgulandığını anımsatmak ve bu konuyla bağlantısının ne olduğunu açıklamak gerekir.
Allah’ın ölümsüz olduğu gerçeğini aklımızda bulundurarak Kur-an'da, insanın Allah tarafından yaratılışı ile ilgili bazı ayetleri inceleyelim.
Secde. 9 - "Sonra ona bir biçim verdi ve ona KendiRuhundan üfledi"...
Sad. 72 - "Onu kıvama erdirip içine Ruhumdan üflediğimde" önünde secde ederek eğilin...
Hicr. 29 - "Onu amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp Öz Ruhumdan içine üflediğim zaman"...
Bu ayetlerde sözü geçen Ruh ve Öz Ruh'tan kastedilen şey ruh değil tin’dir.
Ruh ile tin aynı şey değildir.(Batı dillerinde, örneğin İngilizce de ruh ve tinin karşılığında farklı kelimeler vardır. Ruhun karşılığı soul, tinin karşılığı ise spirit’tir. Duyuüstü dünya ya da fiziksel dünya ötesindeki âlem anlamında sıklıkla kullandığımız spiritüel kelimesinin kökeni spirit'tir. İngilizcede de spiritüel kelimesi aynı anlama gelir.
Türkçede de, çok farklı şeyler olan ruh ve tini ayırt edecek şekilde, spirit'in karşılığı olarak 'tin', spiritüelin karşılığı olarak da tinsel kelimesi kullanılmalıdır. Tin, pek çok bakımdan belirgin bir biçimde ruhtan daha farklı ve Tanrı'sal özellikler içeren bir unsurdur. İnsan açısından en önemli farklılıklardan biri de, ölümde insan ruhunun bazı bölümlerinin yok olması ama insanda var olan tinin yok olmamasıdır.
Bu bakımdan Allah’ın tamamen tinsel bir varlık olduğunu belirlemeliyiz. O, insan gibi astralden kaynaklanan özellikleri yansıtan ruhsal bir varlık değildir.
‘İnsana özel’ ruhun yok olabilir- yitirilebilir bir unsur olması insanla Allah arasındaki en belirgin farklılıklardan birini oluşturduğu gibi, insana yaratılışta 'özel olarak verilmiş' olan tinin yok olmaması ve ölümsüz olması özelliği de, insan doğasının Allah’ın doğasıyla en benzeştiği noktadır. Çünkü Kur-an’da belirtildiği gibi insandaki butinsel unsur Allah’ın öz varlığından gelmedir.