Yaratılmış Bir Valık Olarak İnsan

Dünyada giderek güçlenen materyalizmi benimsemiş olan insanlığın zamanla unuttuğu en önemli kavramlardan biri, özellikle yaratılmış bir varlık olduğudur. Modern zamanların insanı, özellikle insan olarak yaratıldığı gibi kıymetli bilgiye bilinçli bir şekilde sahip değildir(*). Zamanımızda bu bilginin içeriğindeki gizem yani tinsel bakımdan ne anlama geldiği dikkatlerden kaçmaktadır. Önyargılı olması, bu konuda bilinçli bir inceleme yapmasını engellediği için bu bilginin anlamının sağlayacağı koruyucu etkilerden faydalanamayan insan, fiziksel dünya ve materyalizmle aşırı derecede özdeşleşmiş olmasından kaynaklanan ciddi sorunlar yaşamakta ve her geçen gün daha da zorlanmaktadır.

 

(*) İnsanın, primatlardan/maymunlardan evrilerek zamanla insana dönüştüğünü ileri süren Darwin’in evrim teorisini cansiperane benimseyenlerin sayısı çağımızda oldukça fazladır.  

 

İnsanın, ‘yaratılmış bir varlık’ olduğu farkındalığını ve bilincini geliştirmiş olmasıyla, onu zorlayan sorunların nasıl çözümlenebileceğinin bağlantısı ilk bakışta belirgin olmayabilir. Ancak, sorunlara yüzeysel bir şekilde yaklaşmak yani maddesel dünyadan kaynaklanan sorunları aslında hiçbir işe yaramayan materyalist reçetelerle çözmeye çalışmak yerine her insanın yaratılmış bir varlık olduğu bilincini edinmesiyle bu sorunların tinsel bir düzeye taşınması ve farklı bir biçimde ele alınması sağlanabilir.

Bu bakımdan, bakışımızı materyalizmden tinselliğe çevirecek ve insanlığı gerçek çözümlere yaklaştıracak olan bu bilince sahip olmanın pek çok bakımdan elzem olduğu söylenebilir.

 

Ancak, Tanrı’nın Varlığına inananların bu inançlarını sadece “bizi Allah yaratmış” şeklinde ifade etmeleri yeterli değildir.

Bu oldukça yüzeysel yaklaşımdır. Ayrıca, yaratılma işleminin zamanı olarak yalnızca geçmişe atıfta bulunmak, insanın şimdi dünyada neden hala var olduğunun açıklamasını zorlaştırır. Hatta yaratılış olayının artık bitmiş olduğu inancı insanı birçok yanlış anlayışlara yöneltebilir. Tanrı’nın, dünya ve insanla ilgili yaratılış olayını geçmişte gerçekleştirip artık tamamen bitirdiğine inanmak, halen yaşanmakta olan tinsel insan evriminin anlaşılmasını ve Tinsel Dünya ile bağlantısının kavranmasını engeller.

 

Din kitaplarında (özellikle Tevrat’ta), Allah’ın dünyayı belli bir zaman süreci içinde yaratmış olduğuna dair bazı bilgiler bulunduğu doğrudur. Ancak Tevrat’ta, aslında yedi ana aşamada gerçekleşecek olan kozmik evrimin, dünya ve insanın katılaşmış ve görünür biçimleriyle ortaya çıktığı dördüncü evrim aşaması olan dünya evriminin başlangıcına değinildiği için dünyanın ‘altı günde’ yaratıldığı anlatılmıştır.

 

Antroposofik bilgiler yaratılışı, dünya evresinden üç aşama öncesi olan Eski Satürn evresine kadar götürür. Antroposofi’nin ışığında, yaratılışın çok önemli üç ön evresini Eski Satürn’den itibaren takip ederek dünya aşamasına kadar gelebiliriz. Bu bağlamda anlaşılması gereken çok önemli bir noktaya Antroposofi açıklık kazandırır. Şu sırada halen evrimin dördüncü aşamasını yaşamakta olan insanın yaratılışı henüz sona ermemiştir. Tinsel evrim süreci içinde olan insanın yaratılışı halen devam etmektedir.

 

Yaratılışı tamamlanmış bir insan varlığı düşüncesini benimsemekle, yaratılışın devam ettiği anlayışına sahip olmak arasında çok önemli farklılıklar vardır. Bunların neler olduğunu özetleyecek olursak; yaratılışın tamamlanıp bittiği inancını benimsemiş olanlar, dünya evrimi aşaması sürecinde insanın düşünce, duygu ve irade de yaşadığı uyku halini aşmakta zorlanacak ve bunun -kendilerini giderek zorlayacak olan- sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kalacaklardır. Çünkü bu inancı benimsediğimizde, yaratılışı tamamlanmış ve bitmiş olduğunu zannettiğimiz insanın daha öte evrilmesinin söz konusu olmadığını düşünebilir, şimdiki -tinsel bakımdan-kusurlu ve mükemmel olmayan halimizle yetinebilir ve daha mükemmel olmaya gerek görmeyebiliriz. Halbuki, Tinsel Âlemin Varlıklarının amaçları doğrultusunda insanın giderek arınması ve daha mükemmel olması gerekmektedir. 

 

İnsan varlığının yaratılışının henüz tamamlanmadığını ve bu işlemin devam etmekte olduğunu kavrayan bir birey ise, kozmik tinsel evrimin hangi aşamasında olduğunu bilmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu görür ve dünyadaki gerçek konumunun ne olduğunu öğrenmek ister. Bu bilgileri anlayıp kavradıktan sonra da Tinsel evrimin amaç ve hedeflerini anlamaya çalışır. İnsan, Yüksek Tinsel Dünya Varlıkları tarafından belirlenmiş bu hedefleri kavradığı zaman kendinin bu evrimin içindeki önemli yerini ve görevini anlar ve evrime bilinçli katkılarda bulunmaya gayret eder.

 

Varoluşuna bu açılardan bakabilen insan, evrimin hedefleri ile kendi bireysel gelişiminin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve aynı yönde gitmesi gerektiğini anlar. Antroposofik bilgelik, tüm insanlığı ilgilendiren bu gerçeği anlamamıza ve özümsememize yardımcı olur.

 

Öte yandan insanın fiziksel dünyadaki varlığı, -yaratanı meçhul- primatlardan evrilerek türemiş olduğuyla açıklanırsa ya da nerden kaynaklandığı belirsiz bir doğa fenomeni içinde, sadece fiziksel ve kimyasal etkilerle dünyada zamanla kendi başına gelişmiş bir oluşum biçiminde imgelenirse, doğruyu yansıtmayan bu tür nahif düşünceler insanın tinsel yaratılış fenomeninin arkasındaki gerçeklikten giderek uzaklaşmasına neden olur. Bunun gibi yüzeysel düşünceleri benimseyenler, insanın özellikle insan olarak yaratılmış bir varlık olduğu gerçeğini kavrayıp özümsemekte zorlanabilirler.

 

Neden ve nereden geldiği belirsiz bazı etkenlerle durup dururken tetiklenip kendiliğinden başlamış olan bir varoluşun arkasında, yaratılışı özellikle başlatmış bir ilahi Benlik olduğu düşüncesine yer verilemez. Çünkü bu şekilde açıklanan bir oluşum ve varoluşun arkasında hiç kimsenin olması gerekli değildir.

 

Bu açıklama doğrultusunda, bir takım rastgele enerjiler ve etkenler tesadüfen yan yana gelmiş ve mineral, bitki, hayvan ve insanlık âleminin oluşumu tüm karmaşık detaylarıyla ve -her unsur birbiriyle gayet uyumlu olacak biçimde- kendiliğinden kolayca gerçekleşmiştir! Dünyada baş gösteren susuzluk tehlikesine önlem olarak kimyasal formülü H2O olarak bilinmesine ve tüm teknolojik olanaklara rağmen su bile yaratamayan insanın, tüm ‘yaşamın ve varoluşun’ tesadüfî etkilerle, kendiliğinden oluştuğunu varsayması, ‘düşüncede uykuda’ olmasına bir örnek oluşturmaktadır.


 


 

Popüler Yazılar