Views : 3001  |
(Yazar: William Lee Rand / Çeviri:
Mediha Gramos)
James Oschman elle şifa verme teknikleri konusuna bilimsel
açıdan yaklaşan otoriteler içinde önde
gelenlerinden biridir. Bilim adamı olarak sahip olduğu
etkileyici geçmişinin yanısıra,
bütünsel şifa konusuna yaklaşımı ile
de özel bir yere sahip olan Oschman, şifacılık
ile akademik/medikal bilimler arasında bir köprü
kurmaktadır. Enerji Tıbbı ve Enerji
Tıbbının Terapide ve İnsan Gelişimindeki
Yeri isimli kitaplarında, elle şifa tekniklerinin
bilimsel açıdan incelemesini yapmaktadır.
Oschman'ın çalışmaları, doktorlar ve
bilim adamları için Reiki'yi anlaşılır
ve kabul edilebilir hale getirmektedir. Bu da, Reiki'nin
hastaneler ve klinikler gibi bilimsel oluşumlarda yer
bulabilmesi için çok değerli bir
yardımcıdır. Oschman'ın etkileyici fikir ve
görüşleri, Reiki'nin etkileri üzerine yepyeni
perspektifler sunmakta ve bizler için de
geliştirdiğimiz becerileri anlamayı ve
yönlendirmeyi kolaylaştırmaktadır.
Aşağıdaki ropörtaj Reiki News Magazine
tarafından Oschman'a yöneltilen sorular ve alınan
cevapları içermektedir.
Soru: Bize bir bilim adamı olarak
geçmişinizden biraz söz edermisiniz? Hangi
bilimlerle ilgilendiniz ve sizi enerji tıbbına
yönelten ne oldu?
Cevap: Bir akademisyen olarak, hücre
biyolojisi, biyofizik ve fizyoloji alanlarında
çalıştım ve Birleşik Devletler
içinde ve dışındaki birçok
üniversite ve laboratuarda bu konularda araştırma
çalışmaları yürüttüm ve ders
verdim. Uzmanlık dalım elektron mikroskobisidir. Yani
birçok hücre ve dokunun mikroskobik
yapısını ve görevini incelerim. Bu yirmi
yıl öncesinin en ilgi çeken konularından
biriydi ve ben mikroskop başında
yürüttüğüm yoğun
çalışmalar sonunda ciddi bir sırt problemine
sahip oldum. Bu sorunu tedavi etmeye
çalışırken de hayatım değişti.
Praktisyonerim Peter Melchior, sırt ağrım konusunda
bana yardımcı olmanın yanısıra, insan
enerjisi konusunda, akademik yaşamımda hiç
karşıma çıkmamış olan yepyeni bir
araştırma alanının kapısını
açtı. Onun sözünü ettiği
birçok büyüleyici keşfin neden akademik
çevrelerin dikkatinden tamamen uzakta
kaldığını düşünmeye
başladım. Sanki bir nedenden dolayı hiçkimse
enerji konusundan bahsetmek istemiyordu. Bu konuya duyduğum
ilgi beni enerji tıbbı konusunda
çalışmaya yönlendirdi. Enerji konusunda pek
çok şey biliyor gibi görünen birçok
terapist ile tanıştım ve onların
aktardığı gözlemlerin bilimsel yollardan
nasıl açıklanabileceğini merak etmeye
başladım.
Soru: Hem akademik bilimlerle hem de Reiki
ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ile ilgilenen
biri olarak, bu farklı disiplinlerin birbiriyle
bütünleştiği yerleri saptayabildinizmi?
Cevap: Araştırma tıbbı
ve tamamlayıcı tıp tekniklerinin kesişim
noktalarının saptanması son derece heyecan verici ve
titizlik isteyen bir çalışma konusu. Benim
odaklandığım ilk konu, şifa
uygulayıcısı yetiştirmek için hangi
bilimlerden yararlanılabileceği değil, hangi bilim
dallarının bu farklı bilgiden yararlanabileceği
olmuştu. Daha sonra, bilimin de şifa
uygulamacılarının yaptıkları
çalışmanın etkilerini daha iyi anlamak ve
hücre ve molekül düzleminde
çalışabilmek açısından çok
yararlı olabileceğini de anladım. Bilginiz
arttıkça, Reiki ve diğer metodların fizik
kurallarını hiçbir şekilde ihlal
etmediklerini daha iyi görüyorsunuz. Bilim adamları
olarak enerji tıbbı konusunda çalışmaya
başlayınca öğrenmemiz gereken birçok
yenilikle karşılaşırken, bir yandan da bu
fenomenleri bilimsel olarak açıklamak için test
edilebilir hipotezler üretmeye ve mantıklı
açıklamalar geliştirmeye de başlıyoruz.
Üretilen hipotezlerin test edilmesi, benim açımdan
araştırmacı tıbbın en heyecan verici
aşamalarından biridir. Magnetik ve biomagnetik
konularında da çalışmalar
yaptığımı söylemek isterim. Bunun nedeni,
bu iki alanın iyi bilinen ve ölçümleme
konusunda en rahat çalışılan konular
olmasıdır. Ancak bu diğer enerji tıbbı
çalışmalarını
araştırmaların dışında
bıraktığımız anlamına gelmiyor.
Bedenimiz elektromagnetik bir yapıda olmanın
yanısıra, ışık, ısı ve ses de
üretiyor ve en önemlisi bir çekim alanına
sahip
Soru: Bize enerji tıbbının
bir tanımını yapabilirmisiniz?
Cevap: Bir açıdan
baktığınızda aslında tıbbın her
türü enerjiye dayalıdır. Bu ilk anda
iddaalı bir açıklama gibi görünse de
aslında meselenin özünü ifade etmektedir.
Yaşayan bir mekanizmaya yapılan her tür
müdahale enerjinin bir formdan diğerine çevrimine
dayalıdır. Tıbbın her türünün
kendine has ilgi ve ihtisas alanları vardır ve bu
alanların sınırlarını zorlayıp enerji
tıbbı alanına girmek cesaret isteyen bir iştir.
Çünki enerji tıbbı, karşımıza
çıkabilecek en karmaşık
disiplinler-arası bileşkedir ve başta yola
çıktığınız
düşüncelerden çok uzağa düşen
cevaplarla karşı karşıya kalabilme
ihtimalinizin en yüksek olduğu araştırma
alanıdır. Reiki uygulayıcıları için
fizik ve biyoloji öğrenmenin çok fazla yararı
olduğunu düşünüyorum. Çünki bu
üzerinde çalıştıkları
mekanizmaları daha iyi tanımalarını
sağlar. Niyetlerinizi daha net tanımlamanıza ve
tıp profesyonellerine yaptığınız işi
bilimsel bir perspektife oturtarak daha iyi
açıklamanıza yardım eder. Enerji
tıbbı, bedenin elektrik,magnetik ve elektromagnetik
enerjileri nasıl ürettiği ve bu enerjilere
dışarıdan maruz kaldığında nasıl
tepki verdiği ile ilgilenir. Işık, ısı,
ses, basınç, kimyasal enerji, elastik enerji ve
çekim alanları enerji tıbbının konusu
içine girer. Bizler, bedenin farklı enerjileri
nasıl ürettiğini ve bu enerjiler bedene
dışarıdan nasıl uygulandığında
sağlık üzerinde faydalı etkiler
oluşturduğunu anlamaya
çalışırız. Enerjinin kökeninde
gerçekte neyin yattığının bilim
tarafından açıklanamadığını
bilmek Reiki uygulamacıları ve diğer şifa
türleri ile uğraşanlar için çok
önemlidir. Yani başka bir deyişle kendinizi
tanımlar arasında kaybolmuş ve
açıklanamaz birşeyle uğraşıyor gibi
hissediyorsanız, aslında yanlız değilsiniz.
Bilimin en ünlü beyinleri, Albert Einstein dahil olmak
üzere, enerjinin gerçekte ne olduğunu ve
farklı enerji formları arasındaki enerjiyi
açıklamaya
çalışmışlardır. Ancak temel cevap
hala verilmiş değildir. Elektronların bir elektrik
yüküne sahip olduklarını söyleriz. Ancak
bu yükün tam olarak nasıl oluştuğu, ve bu
yükün temelinde ne olduğu konusu, bilim için
hala bir muammadır. Fizikçiler ve bilim adamları
enerji tıbbı deyimine olumsuz tepki verirlerken,
birçok medikal tıp yönteminin farklı enerji
türlerini tanım ve tedavi amaçlı olarak
kullandığı gerçeğini göz ardı
etmektedirler. X-ışınları, MRI gibi enerjiler,
hastalıkları tanımlama amacıyla
kullanılmaktadırlar. Elektrokardiyogram,
elektroensefalogram, elektroretinogram ve elektromiyogramlar da
hastalıkların tanımı için yoğun
olarak kullanılan enerji türleridir. Tanım
amaçlı kullanılan bu araçlara son
zamanlarda, biyomagnetik temelli magnetokardiyogramlar da
eklenmektedir. Son yüzyıl içinde
elektrokardiyogram araçlarından faydalanmamış
olan bir tıp adamı yok gibidir. Modern
araştırmacılar, magnetik biyopsi, elektrik biyopsi,
optik biyopsi gibi birçok yeni araç
üretmektedirler. Transkütanöz sinir
stimülatörleri, kardiyak
hızlandırıcılar ve defibrilatörler,
lazerler, ve vuruşlu (pulsing) magnetik alan terapileri,
geleneksel tıbbın son dönemde çokça
yararlandığı enerji araçlarıdır. Bu
ilk anda bir çelişki gibi görünse de,
hastaneler, klinikler ve tıbbi araştırma merkezleri,
enerji tıbbı ile aynı temele dayanan birçok
aracı yoğun olarak kullanmaktadırlar. Reiki ve elle
şifa vermeye dayalı diğer enerji tıbbı
türleri de, tedavi için şifacının
elinden akan ve bilimsel olarak ölçümlenebilen,
enerji alanlarını kullanmaktadırlar.
Soru: İnsanda bir enerji
alanının varolduğu ispatlanabilir mi? Bize bilimsel
açıdan kabullenilebilir çalışmalardan
bazı örnekler verebilirmisiniz? Böyle bir enerjiyi
tespit etmek için nasıl cihazlar
kullaılmaktadır?
Cevap: Son 20-30 yıl
içerisinde bilim adamları insanın etrafında
herhangi bir enerji alanı bulunmadığı
tarzındaki bir inanıştan, kesinlikle böyle bir
alanın varolduğu ve bunun tıbben önem
taşıdığı yönündeki bir inanca
doğru eğilim gösterdiler. Artık doktorlar
biyoenerjik alan ölçümlemelerine dayalı
yöntemlerle belli tedaviler konusunda kararlar bile
alıyorlar. Ölçümlenebilien ilk insan enerjisi
kalbin etrafında saptanan enerji alanıdır.
Yüzyıl kadar önce bu konuda yapılan
araştırmalar elektrokadiyogramın bulunuşu ile
sonuçlanmış ve bu buluşu yapan Einthoven'a
çalışmaları nedeniyle 1924 yılında
bir Nobel ödülü verilmiştir. 25 yıl kadar
sonra Berger beynin etrafındaki enerji alanını
ölçmeyi başarmış ve
elektroensefalografiyi bulmuştur. Einthoven, Berger gibi bilim
adamlarının çalışmaları kalp, beyin
gibi organların biyolelektrik alanlar
yarattıklarını ve bu alanın ürettiği
enerjinin vücuda bağlanan elektrotlar ile
ölçülebildiğini
kanıtlamıştır. Fiziğin temel
kurallarından biri olan Amper kanununa göre, akım
teller ya da yaşayan organizmalar gibi elektrik
kondüktörleri arasında aktığı zaman,
bu sistem etrafında bir magnetik alan yaratır.
Yaşayan organizmalar doğal elektrik
kondüktörleri oldukları için, fiziğin
kuralları kalp, kaslar, beyin gibi organların
oluşturdukları sistemler için de
geçerlidir. Bu organların etraflarında oluşan
alanlara biyomagnetik alanlar denir. Kalbin biyomagnetik alanı
ilk kez 1963 yılında Syracuse'da etrafına
ikişer milyon kez tel sarılmış olan
çubuklarla ölçülmüştür.
(bakınız figür 1A). Bu araştırma ile
neredeyse eş zamanlı olarak Brian Josephson Cambridge'de
kendisine sonradan Nobel ödülü kazandıran bir
buluş gerçekleştirilmiştir.
Josephson’un biyomagnetizm konusundaki
çalışmaları SQUID (Superconducting Quantum
Interference Device – bkz. Figur 1B) ismi verilen bir
magnetometrenin keşfine zemin
hazırlamıştır. Bu magnetometreler şimdi
tıp laboratuvarları tarafından insanın enerji
alanının ölçümlenmesine yönelik
çalışmalarda kullanılmaktadırlar.
Biyomagnetik ölçümlerin, elektrodların cilt
yüzeyine bağlanması ile yapılan elektro
çekimlere göre, çok daha başarılı
olduğunu ve daha fazla veri
sağladığını unutmamak gerekir. Bunun temel
nedeni, bedende bulunan farklı dokuların,
değişik elektrik direnç seviyelerine sahip
olmalarıdır. Kalp, beyin gibi dokular tarafından
üretilen biyomagnetik alanlar, düşük bir
elektrik dirence sahiptirler ve bu nedenle beden yüzeyine
bağlanan elektrotlarla yapılan ölçümler
yetersiz ve yanıltıcı sonuçlar verebilir.
Buna karşın, farklı dokuların magnetik
geçirgenliği havasız ortamda birbiriyle
aynıdır. Esasen tüm dokular magnetik alanlara
tamamen açıktırlar. Dolayısıyla,
biyomagnetik ölçümler bedenin içinde
olanlar konusunda bize biyoelektrik ölçümlerden
çok daha fazla bilgi sağlarlar. Bedenin magnetik bir
duyarlılığı olduğu ve dokuların
Josephson efekti denilen tepkiyi gösterebildikleri, Milano'da
bilimadamları tarafından yapılan deneylerde ortaya
çıkmıştır.
Soru: Birçok terapi
türünde artık şifa enerjisinden bahsediliyor.
Bu deyim hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Akademik çevrelerde bu deyim
uzun bir süredir kullanılıyor ancak bu kavrama
yönelik tavırlar medikal araştırmaların
sonuçlarına bağlı olarak değişiyor.
C. Andrew L. Bassett ve Columbia Universitesindeki
çalışma arkadaşlarının
yaptıkları yeni araştırmalar, şifa
enerjisi konusundaki görüşleri olumlu yönde
etkiledi. Bu araştırmalar, pulsing electromagnetic field
therapy (PEMF) teknolojisinin kemik terapilerinde
kullanılabilirliği üzerinde
yoğunlaşıyor. Araştırma
sonuçları, bazı magnetik alanların tedavi
kabul etmeyen bazı kemik dokularında iyileşme
sürecini başlatabildiğini ortaya koyuyor. Bassett ve
arkadaşları PEMF'in başka kas ve iskelet
problemleriyle ilgili problemlerde de yararlı olduğunu
gösterdiler. Bu problemler arasında osteoarthritis,
osteonecrosis, osteochondritis dessecans, osteogenesis, imperfecta,
ve osteoporosis sayılabilir. FDA tarafından kabul
gören ilk magnetik alan terapisi 1979 yılında
gerçekleşti. Farklı frekanslarda gönderilen
magnetik enerjinin şifa yeteneği olduğu
çeşitli çalışmalarla ortaya konuldu.
Figure 2A tel sarılı bobinlerin
kullanıldığı kemik tedavi cihazını
gösteriyor. Dokuları uyarmak için kullanılan
tedavi frekansları daima extremely low frequency (ELF)
aralığında yer alıyor. Saniyede iki
dönüşlük frekans (Hz) sinirlerin
uyarılması için yeterli, yedi dönüş
kemik büyümesini hızlandırıyor, daha
yüksek frekanslar cilt hastalıklarında
kullanılıyor. Induksiyon fenomeni ilk olarak 1831
yılında Faraday tarafından ele
alınmış. Faraday yaptığı deneylerle
bir kondüktorün yanına yaklaştırılan
bir mıknatısın ölçülebilir bir
akım oluşturduğunu ispat etmiş.
Faraday’ın induksiyon kanunları elektromagnetizmin
temelini ifade etmektedir. Bu çalışmalar
magnetobiyoloji adı verilen ve yaşayahn sistemlerin
magnetik alanlarını inceleyen modern bilimin
yapıtaşlarını oluşturuyor. Reiki,
acupressure, aura balancing, Bowen, cranialsacral, Structural
Integration (Rolfing), healing touch, Polarity Therapy, masaj ve
Zero Balancing gibi elle dokunarak veya dokunmadan uygulanan
şifa tekniklerinin, ellerden yayılan ELF sinyalleri
temeline dayandığını rahatlıkla
söyleyebiliriz. Bu gerçek Dr. John Zimmerman
tarafından yapılan araştırmalarla ortaya
konulmuştur. Bu çalışmaların
sonuçları Figür 2B'de gösterilmektedir.
Zimmerman şifa uygulayanların ellerinin etrafında
bir magnetik alan oluştuğunu ancak bu şifa
tekniklerini uygulamayan kişilerin böyle bir alan
oluşturmadıklarını saptamıştır.
Zimmerman'ın çalışmaları şifa
veren kişilerin oluşturdukları bu alanın
değişken bir frekansa sahip olduğunu da
göstermektedir. Frekans ELF bandinda kalmak kaydıyla
üzerinde çalışılan dokunun tipine ve
ihtiyacına göre değişim göstermektedir. Bu
bulgu, klinik bio-tıp ve tamamlayıcı tıp
arasındaki bu temel sinerjiyi bilimsel açıdan
tanımlamamızı sağlıyor. Öyle
anlaşılıyor ki, şifa enerjisi dokular
üzerinde medikal araştırmalarda kullanılan
frekansların aynılarını kullanarak
çalışıyor. (bkz.Figür 2C).
Endüksiyon fiziğinin temellerini bilmek çok
önemli, çünki bu bize Reiki'nin ve diğer
şifa yöntemlerinin etkilerini anlamakta
yardımcı oluyor. Özü itibariyle şifa
uygulayıcısının ellerinin
aktardığı akım, doku ve hücreler
arasında aynen magnetik akım gibi haraket ediyor. Bu
fenomenin mükemmel olarak anlatıldığı
''Dokunuşun Elektriği'' isimli bir makale var. Makale
Boulder Creek, Kaliforniya'daki HeartMath Enstitüsü
tarafından yayınlanan Kalbin Bilimi isimli
çalışmada yer alıyor. Tüm bu
buluşlardan yola çıkarak benim ürettiğim
hipotez şu; İster tıbbi bir cihaz tarafından,
ister insan eliyle üretilsin, Şifa Enerjisi temelde
özel bir frekans aralığında (ELF) yer alan ve
dokuları uyarma ve tedavi etme özelliği
gösteren bir enerji türüdür.
Soru: Araştırmalarınız
şifa enerjisi frekansının biyolojik
mekanizmalarını açıklayabiliyor mu?
Cevap: Biyomagnetic alan, dokuların
ürettiği vuruşlu elektrik akımından
meydana geliyor. Vücudu uzaktan incelediğimizde bu
alanı birçok alanın ortak bileşkesi gibi
görmek de mümkün. En geniş alan ise kalbin
etrafında yer alıyor. Zira kan çok iyi bir
elektrik kondüktörü ve tüm dolaşım
sistemi kalbin her atışında elektrik üretiyor.
İkinci önemli elektrik üretim kaynağı ise
göz retinası. Retina göze her ışık
düştüğünde polaritesi değişen
bir pil gibi çalışıyor.
Üçüncü güçlü alan ise
kaslarımız tarafından üretiliyor. Beynin
ürettiği elektrik alanı kalbinkine göre binde
bir oranında diyebiliriz.
Soru: Bu şifa enerjisini
ölçmeye yarayan cihazlar normal bir insanın
satın alabileceği aletler mi?
Cevap: Bu hangi alanın enerjisini
ölçmek istediğinize bağlı. Biyomagnetik
ölçüm cihazları genelde pahalı
ekipmanları gerektirir ve ses ve elektromagnetizmden
yalıtılmış özel ortamlar sağlamak
gerekir. Ancak Qi Gong üstatlarının
ürettiği biyomagnetik alanlar o kadar
güçlü ki, bunlar 80,000 kez tel
sarılmış bir bobin ve bir amplifier tarafından
saptanabiliyor. Bu gerçek Seto ve arkadaşları
tarafından 1992'de Japonya'da yapılan bir
çalışma ile saptanmış. (bkz. Figür
3).
Shawn Carlson tarafından “The
Amateur Scientist” in Scientific American Dergisinin
Mayıs 2000 sayısında tariflenen bazı el
yapımı aletler de var. Ayrıca, kalp
ölçümleri yapabilen bazı donanım ve
yazılımlar da bulmak mümkün. HeartMath
Enstitüsü farklı duygusal seviyelerde kalbin
ürettiği enerji alanları konusunda çok fazla
çalışma yapmış. Aşk, şefkat,
şükran gibi duygular elektrokardiyogram ile saptanabilen
çok özel frekanslar üretiyorlar ve bedendeki
tüm hücreler üzerinde olumlu bir etki
yapıyorlar. Aynı şekilde kızgınlık,
endişe gibi duygular da enerji alanımızı
etkiliyor ve yine enerji dalgaları halinde tüm
bedenimizdeki hücrelere yayın yapıyorlar.
Soru: Birçok Reiki
uygulamacısı Reiki'nin sisteme kalpten girdiğini ve
kollardan ellere yürüdüğünü ifade
ediyor. Bize Reiki enerjisinin nasıl üretildiğini ve
nasıl hareket ettiğini tanımlayan bilimsel-temelli
bir hipotez sunabilirmisiniz?
Cevap: Büyük
olasılıkla Reiki uygulamacısı şefkat,
sevgi gibi duygularla Reiki'yi kalpte üretmeye
başlıyor. Bu duygular kalbin enerji alanını
modifiye ediyor ve bu enerji sinirler vasıtasıyla
vasküler sistemden ellere aktarılıyor. Ellerde
biyoenerji alanları meydana geliyor ve bu hastaya
aktarılıyor. Benim tahminime göre Reiki
seansları sırasında üretilen alanlar çok
narin ve bağışıklık sistemi gibi hassas
yapıların içine de kolayca girebilecek frekanslara
dönüşebilen bir nitelik taşıyorlar. Ancak
bu hipotezin test edilmesi gerekiyor. Elle şifa vermek eski ve
bilinen bir tedavi yöntemi ve binlerce yıldır
birçok terapist bu yöntemi kullanıyor. Bence bu
öncülerin deneyimleriyle fark ettikleri bazı aura
katmanlarının varlığı gibi faktörler
yıllar içerisinde bilimsel olarak da
kanıtlanacaktır. Ve çakraların
gerçekten varolduğu da saptanacaktır. Pratik
açıdan bakacak olursak biyoenerji bilimin
araştırılmaya ihtiyaç duyan pekçok
yönü varolduğu görülüyor.
(İlk Yayın: www.derki.com)
|